
“Bugün babaannem rüyama girdi. Bundan otuz sene önceki hâliydi, başı bembeyaz bir başörtüsüyle kapalıydı. Eski bir makamla mırıldanarak şarkı söylüyor ve ip eğiriyordu. Ben ise babaannemin koynuna kafamı koyup hiçbir şeyi düşünmeden peynir yiyorum.” deyip, halkının ümidini gerçekleştiren bahadır oğlan dünyaca ünlü olduğu zamanlarında bile babaannesini hep hatırlar ve yâd ederdi.
Emeğin Tadı
Üşkempir’in ailesinde baba ayrı bir yere sahipti. Büyük anne Batima da, evin anası Küntöre de aile reisinin sözünü dinler, onun ruh haline göre hareket eder ve yaşarlardı.
Karakteri sert, iş deyince canla başla çalışan evin reisi nesillerin terbiyesi konusunda bilgili, çocuklarının terbiyesinde biraz kuralcıydı. İlk çocukları olan Altınkül ile en küçükleri olan Şırınkül’e de kız çocuğu demez evin her işini yaptırırdı. Erkek çocuk olan Jaksılık’a ise ağır işleri verirdi. Sabahtan akşama kadar ailecek devlet çiftliğinin her eve taksim ettiği pancar tarlasından çıkmazlardı. Toprağa tohum ekildiğinden itibaren sulamasını yapar, ekin çıkmaya başlayınca yabancı otları ayıklar, dur durak bilmeksizin çalışırlar, bazen parmaklarının araları kesilip kanardı. Çocuklarına acıyan zavallı ana işin büyük orandaki ağırlığını kendi üzerine alır. Böylece ilkbahardan sonbahara kadar köyün bütün işi pancarla uğraşmak olurdu.
Üşkempir tek oğluna kas gücü gerektiren işler yaptırarak terbiye etti, eğitti ve yetiştirdi. Bazen dokundurarak konuşup oğlunu daha iyi çalışması için sözleriyle kamçılardı. Babasının:
“Jakay’ın gücü az olduğundan mıdır nedir bilmem ama sesi ince” dediğini duyduktan sonra gücünü artıracak, kuvvetlendirecek iş olan hiçbir işten geri kalmazdı.
Tegistik köyünün en önemli işi kışa hazırlık, hayvanlar için ot biçmek, erzak hazırlamaktı. Aksakallar birkaç çocuğu bir sıraya dizip, ellerine tırpan vererek ot biçtirerek yarıştırırlardı. Yemyeşil yonca tarlasına dört yiğit aynı anda girdiği zaman yaş otu biçtikleri tırpandan çıkan ses ile otun hoş kokusu etrafı sarardı. İki üç aksakal biraz ötede oturur kımızlarını içerken gözlerinin kenarıyla tırpanla ot biçmekte olan yiğitlere bakarlar ve koyu koyu sohbet ederlerdi.
Yetmişli yılların ortalarında henüz yaşlı insanlar çoktu. O zaman köyde namaz kılmayan, sakal bıyık bırakmayan ihtiyar neredeyse hiç yokmuş gibi görünürdü. Aksakalların bir araya geldikleri yerlerde birbirlerine gösterdikleri saygı ve onların sohbetleri, çocuk gördüklerindeki merhametlilikleri o zamanki çocukların hiçbir zaman unutmayacakları bir görüntüydü.
Jaksılık kendi yapısının başkalarına nazaran daha küçük oluşuna rağmen hep grubun önünde olmaya gayret ederdi. Ot biçme yarışına hakemlik eden aksakallar bunu fark edip:
“Aferin, Üşeke’nin oğlu çıktı öne!” dediklerinde, bu övgü kuvvetine kuvvet, gücüne güç katardı ve yanındakiler yoğurt çorbası içerken bile Jakay durmazdı. Bir evin yoncasını biçtikten sonra diğer evinkine geçerlerdi. Köydekiler aynı yonca tarlasını yaz boyunca üç kez biçerlerdi.
Jaksılık kendi evlerininkinden başlayarak komşuları ile akrabalarının yoncalarını daha kendisine kimse söylemeden biçerdi ve henüz güneş doğmadan eline aldığı tırpanıyla öğlene kadar bütün işleri bitirirdi. İki üç gün sonra kuruyan yoncayı dirgenle ters çevirir, bir gün sonra da tekrar gidip toplar ve balyalardı. Bu kadarını yaptıktan sonra ihtiyarlar Üşeke’nin çalışkan oğlunu övmesinler de kimi övsünler! Akşamleyin aksakallar eve gelip çay içerlerken Batima yengelerine torununu överlerdi. O zaman Batima Hanım Küntöre’ye unun arasına koyarak sakladığı yılkı etinden yapılan sucuklarını çıkarttırıp yemek yaptırır. Yemek hazır olana kadar ihtiyarlar Jakay’a beyit olarak okunan “Kahramanlık Destanını” söyletir ve dinlerdiler. Birlikte oturup sohbet ederek hoş bir vakit geçirirler. İhtiyarlar ev işlerine yatkın ve çalışkan oğlunu övdükçe babaannesi mutlu olur ve gururlanırdı. Babası Üşkempir ise oğlunun sırtını sıvazlayıp, alnından öpmezdi bile. “Oğlana sert davranmak” lazım diyen babanın tutumu onu yapmasına izin vermezdi. Sadece bazen babaannesine:
“Oğlunuz adam olmaya başladı” derdi, memnun kaldığında.
Öyle anlarda Jaksılık mutlu olur, sevinirdi. Eskisinden daha da gayretli olurdu ve işleri canla başla yapardı.
Üşeke üç çocuğunu da şımartmazdı. Kendisi çok erken yaşta çalışmaya başladı. Sonra kolhozun muhasebecisi olmasına rağmen üç hektar pancar tarlası alıp ailesiyle birlikte çalıştı. Küntöre dersten çıkan çocuklarını yanına alıp tarladan çıkmazdı. “Şu pancar işlerinde iyi çalışırsanız size bisiklet satın alacağım” diye onları heveslendirirdi babaları. Jaksılık kendisiyle yaşıt çocukların bindiği bisikletin hayalini birkaç yıl kurduktan sonra ona zar zor ulaşmıştı. O zamanki sevincini bir görseniz. Bisikleti Altınkül ile birlikte sırayla sürerlerdi ve arkasına küçük Şırınkül’ü bindirirlerdi. Bisiklet aldıkları ilk gün hevesleri geçene kadar oynamışlardı.
Pancardan elde edilen kârı doğru kullanmayı ve ailenin ihtiyaçlarına harcamayı da yine babası bilirdi, o karar verirdi. Önce ailenin ihtiyaçlarını, sonra üç çocuğun okul ihtiyaçlarını karşılar ve kıyafetlerini alırdı. Ancak bunlardan para arttıktan sonra biricik oğluna bisiklet alabilmişti.
* * *Sekizinci sınıfı bitirdiği yaz babası Jaksılık’ı Aben adındaki bir çoban akrabalarına gönderdi. Orası Şagan gölü kıyısında bulunan Şalke denilen bir yerdi. Etrafındaki ekinler ise sovhoza aitti.
Gelir gelmez Jakay koyunları gütmeye çıktı. Eskiden arkadaşı Orazalı ile birlikte bütün yaz boyunca Moyınkum’da koyun gütmüşlerdi ve bu konuda tecrübeliydi. Ancak burada koyunu otlatırken eşekle dolaşıyorlardı. Sürüsü otlamaya başladığında çizmesinin içine koyarak yanında götürdüğü kitabı çıkarıp, temiz havada güzel güzel okurdu. Bir keresinde kendisi kitaba dalmış, sürüsü ise sovhozun ekinine girmişti. Hemen eşeğine binip koyunları ekinden çıkarmak için baya ter dökmüştü. Normalde hızlı olan eşeği o gün doğru düzgün yürümediğinden canını biraz sıkmıştı. Ayaklarıyla ne kadar tekmelese de eşeği hiç yürütemedi. Kendisi solak olan Jakay sol eliyle eşeği kamçılamaktan yorulunca sağ eline alıp eşeğe vururken kamçının ucu kendisine değmişti. Kızılcık ağacından sapı olan kamçının ucuna bağlanan tel sol elinin dirseğini kesmiş kolunu kanatmıştı. Sinirlenen Jakay eşekten sıçrayarak inip koyunların peşinden kendisi yaya koşmaya başlamıştı. Kolundan akan kana aldırış etmeden canla başla uğraşarak koyunları ekinden çıkarıp bir araya topladı.
Kolunun kanaması dursa da ertesi gün dirseği bir hayli şişti. Jakay bahadır yine de kimseye şikâyet etmeden, fark ettirmeden sürünün peşinde dolaşmaya devam etmişti. Çocuğun sol kolunda bir ağrı hissettiğini fark eden Aben Amcası:
“Jakay, buraya gelsene” deyip yanına çağırıp gömleğini çıkarttırdı. Zar zor hareket ederek soyunan çocuğun şişmiş dirseğini görünce:
“Eyvah, oğlum, bu da ne? Neden söylemedin? Şunu babaannen görürse beni mahveder. Ne diyeceğim onlara?” deyip içi parçalandı ve hemen bir koyunu kesti. İrin toplayıp şişmiş olan yaraya koyunun çiğ kuyruk yağını daha sıcakken koyup üzerini sardı. Jaksılık’a genç hayvanın etinden yedirip, çorbasına doyurup, yorgana sarıp yatırdı.
“Şu çocuğun dayanıklılığına bakın hele” diye şaşkınlığını da gizlememişti. Bunu yengesiyle de paylaştı.
“Oğlunuz dayanıklıymış, yenge, bu çocuktan bir şey çıkacak, eminim” demişti. Babaannesi “âmin” deyip, elini yüzüne sürdü.
Jakay ise Kazak halk hekimliğinin bu tedavisinden sonra ertesi gün iyileşmişti. Sabahleyin uyanan çocuk kolunun eskisi gibi zonklamadığına sevinerek sargısını çözüp baktı, mucizevi kuyruk yağı irinin hepsini emmişti. Zonklayarak ağrıyıp ağırlaşan sol eli artık çok hafifti. Yaşanan bu durumdan dolayı çok utanan Aben amcası da hastalığın acısını çeken Jaksılık da bu duruma sevindiler. İki, üç gün sonra yara kabuk bağlamaya başladı. Küçüklüğünden itibaren emeğe, çalışmaya ve dayanıklılığa alışkın olan Jaksılık’a bu özelliğinin daha sonra sporda da nice başarılar için önemli anlarda çok yardımı olacaktı. Sovyetler Birliği takımındayken de on beş cumhuriyetten toplanan aslan gibi yiğitler onun dayanıklılığını her zaman takdir etmiş ona “Dayanıklı Jak” lakabını takmışlardı…
Tek Kavgası
Jaksılık doğuştan kalbi yumuşak, iyi yürekli bir çocuk olarak büyüdü. O, köyde kendisiyle yaşıt çocuklarla tartışıp, çekişip, kavga etmiş değildi. Yüzmede kimseye yenilmezdi, “Tegistik’in Şampiyonu” idi. Başka çocukların horoz dövüştürme gibi oyunlarından uzak dururdu. Bu tür bahis oyunları Jakay’ın ilgisini çekmezdi. Boyu kısa olmasına rağmen gücü bakımından rakiplerinden üstündü. Kimseyi tepesine çıkarmazdı. Bu özelliğinden dolayı arkadaşları ona “Şakar” derdi. Ancak erken yaştan itibaren çalışmaya başlayan çocuğun yaramazlık yapmaya, sokakta kavga etmeye işlerden zamanı bile olmazdı ve kendisi de öyle şeylere istekli değildi. Yine de Jaksılık’ın çocukluğunda tarihine geçen hayatının tek kavgası vardı.
Dokuzuncu sınıf okuyordu. O zaman ablası Altınkül onuncu sınıftaydı. Söz konusu kardeş olunca akan sular durur. Yaşı kendisine yakın olan ablasına sınıfındaki Kay-sar adında bir delikanlı sataşır. Belki bir genç olarak kıza kur yapmak istemiştir. Eli kolu uzun bir tip, köyde kavgacılığıyla tanınan yaramaz bir çocuktu. Köyün saygın kişiliği Batima ninenin nazlı torunu Altınkül ile şakalaşacağım derken onu üzmüş biraz. O gün genç kız eve gözleri yaşlı geldi. Ablasının eve bu halde geldiğini görünce bu duruma sessiz kalması acizlik olurdu elbet. Jaksılık ablasını üzülmesine öfkelendi, hemen Kaysar’ı arayama başladı. Dersten çıkacağı zamanı bekleyip önünü kesti. Yanında üç dört sınıf arkadaşı vardı. Boyu uzun ve artık bir delikanlı olan Kaysar’ın omuzuna boyu ancak yetişen cılız esmer çocuk gelip, arkadaşlarının önünde:
“Hey, Kaysar, sen bizim Altınkül’ü neden rahatsız ediyorsun” diye seslendi.
Kaysar onu kendisine denk görür mü?
“Sen ne karışıyorsun, çocuk? Niye rahatsız ediyorsun diyecek kadar sen kimsin ki?” diye atar yapar.
Onları çevreleyenler biri uzun, biri kısa olan bu ikinin dalaşmasına gülüşürler. Bu aşağılama karşısında çıldıran Jakay:
“Gel, erkeksen teke tek dövüşelim” der.
Kaysar ise “Dövüşeceksen dövüşelim. Gel de ağzını burnunu kırayım senin” der ve o sinirle her ikisi de okulun arkasına geçer. Hemen üşüşen erkek çocukları ikisinin etrafını sarmıştı. Onlara eğlence çıkmıştı. “Ha” deyince Jaksılık Kaysar’ı kucakladığı gibi yere çalıp yıktı. Boyu uzun yiğit yüzüstü yere düştü. Hemen ayağa kalkıp tekrar çekişmeye başlayınca ikisi balçıktan tuğlaların yapıldığı çukura düştü. Yağmurdan sonra oluşan çamurun ortasında kavga eden iki delikanlının üstü başı çamur oldu. Çok öfkelenen Jaksılık uzun boylu çocuğu kavgada adam akıllı dövüp, “Yapmayacağım! Yapmayacağım! Bundan sonra ablanın yanına yaklaşmayacağım” dese de dayak atmayı kesmedi. O sırada beden eğitimi dersine giren öğretmen yanlarına gelerek:
“Burada ne oluyor?” diye bağırdı.
Öğretmenin yüksek sesini duyan herkes arkalarına döndü ve ortayı açarak yol verdi. Öğretmen kavga eden ikiliyi görüp:
“Kaysar! Hey, Jaksılık! Ne oldu size? Hadi, kesin artık” deyip çamurun içine girerek ikisini ayırdı. Kaysar’ın bileğini sıkıca kavramış Jakay’ın elini öğretmen güçlükle ayırdı. İki yaramazı çukurdan çıkarıp iyice azarladı ve çocukların gözü önünde birbirlerinden özür diletip barıştırdı.
Üstü başı çamur olan ve ıslanan ikili iki yöne gitti. Evine yaklaşan Jaksılık bu hâliyle babaannesine gözükmek istemediği için ahırın yanında beklemeye başladı. Bir süre sonra dışarıya Altınkül çıktı.
“Altın! Altın!” diye kısık sesle seslenerek ablasını yanına çağırdı.
Kardeşinin ahırın arkasından seslendiğini duyup o tarafa dönen ablası:
“Ne oldu? Neden eve girmeden orada duruyorsun?” deyip yanına yaklaştığında kardeşinin halini görüp: “Bu ne hâl? Çamura mı düştün?” diye ürperir.
“Sessiz ol! Bir kova su ile kuru kıyafetlerimi getirsene, ben ahıra girip yıkanayım” diyerek bahadır ahıra doğru fırladı.
O gün akşam yemeğinde Altınkül ile birlikte hiçbir şey olmamış gibi babaannelerinin iki tarafına oturdular. Altınkül, kendisine sahip çıkıp köydeki “meşhur deliden” öcünü alan kahraman kardeşine minnettarlıkla baktı. Jaksılık’ın köydeki çocuklarla yaptığı tek kavgası buydu.
Yedi Atası Bahadır Çocuk
Jaksılık’ın dedesi Emirali tek çocuktu.
Emirali’nin on beş çocuğu arasında Üşkempir hayatta kalan tek evlattı. Jaksılık da babası Üşkempir gibi soyundan olan tek erkek çocuktu.
Batima ninesi torununa konuşmaya başlar başlamaz, önce şeceresini öğretip, yedi atasını ezberletti. Babaannesi “Yedi ceddini bilmeyen şuursuz olur” diyerek bilgelerin sözünü aktarırken, babası: “Yedi ceddini bilen oğul, yedi neslini düşünür” diye öğretmişti.
Dedesinin akrabaları Jambıl Eyaleti’nin Bayzak köyüne yerleşip, orada kök salmıştı, şimdiler de ise çeşitli köylerde dağınık yaşamaktaydılar. Kısacası, bahadırın babasının öğrettiği şeceresi şöyledir:
Ulu Jüz6’deki Baydibek Ata’nın doğrudan neslindendiler.
Baydibek’ten Jarıkşak (Tilevberdi), Jarıkşak’tan Dulat, Dulat’tan Şımır, Şımır’dan Bekbolat, Şınkoja, Temir, Bekbolat’tan Mırzambet, Şilmenbet, Jiyembet, Karım-bet, Samber, Mırzambet’ten Akmolda, Bekmolda, Nurmolda, Baymolda, Janmolda adında beş oğul dünyaya gelmiş. Bu beş yiğidin nesli “BESTEREK” olarak adlandırılır.
Besterek’in nesilleri arasından ülkeyi koruyan bahadırlar, söz ustası hatipler, halkı yöneten önderler çok çıkmıştır.
“Biz, işte bu Besterek’in “Kadır” adlı oğlunun soyundan geliyoruz:
Kadır’den Beybit,
Beybit’ten Malgeldi,
Malgeldi’den Kulınşak,
Kulınşak’tan Abıl,
Abıl’dan Dütbay,
Dütbay’dan Bizak, Emirali, Üsipali ve Togızbay.
Emirali’den Üşkempir,
Üşkempir’den Jaksılık adında bir yiğit” derdi babası.
Jaksılık çocukken babasının bu söylediklerinin bazılarını anlar, bazılarını anlamazdı, aklında tutmaya çalışırdı. Sonra babası bunları güzelce yazıp da vermişti. Büyüyünce köydeki söz sahibi ihtiyarlardan kendi ataları hakkında bilgi almaya başladı. Özellikle, kendisinin şöhreti ülkeye yayılmaya başladığında gazeteciler: “Atalarınız arasında güreşen pehlivanlar var mı?” diye çok sorulunca kendisi de bunu düşünmeye başlardı.
Jaksılık’ın dedesi Emirali’nin öz ağabeyi Bizak, zamanında sırtı yere gelmeyen pehlivanlardandı. Bunu Jaksılık’a akrabası olan Abdihalık aksakal anlatmıştı. Bizak pehlivanı gençken görmüş aksakal:
“Jakay, sen Bizak atana benzemeye başladın, oğlum. Büyük dedeni de tam senin yaşlarındayken görmüştüm. Bizak atan kısa boylu, göğüs kafesi geniş bir insandı. Talas kıyısında yaşayan halk arasında onun sırtını yere çalabilen pehlivan çıkmamıştır. Güreştiği kişiyi göz açıp kapayana kadar yere sererdi. Bizak pehlivanın rakiplerini hep yendiğini onu görenler sürekli anlatırlardı. Toy, düğün ve eğlencelere Bizak’ı davet eder, getirtirlermiş. Yarışmadan kazandığı ödülleri ve hediyeleri oradaki insanlara dağıtırmış. Ben pehlivanın deve başta olmak üzere birkaç ödülü olan yarışmayı kazandığında sadece deveyi alıp, geri kalan hediyeleri halka dağıttığına kendi gözlerimle şahit oldum” dedi.
“On beş yaşlarımdayken Bizak pehlivanın kuyuya düşen bir öküzü çekip çıkardığını da bizzat görenlerdenim” diyerek sözlerine devam etti Abdihalık atası. Bütün köy öküzün düştüğü kuyunun etrafında dolaşıyor. Hep birlikte öküzü çıkarmanın yolunu arıyor, ama bir çare bulamıyorlardı. Kuyunun dibindeki öküz böğürüyor, sesi dışarıdan duyuluyordu. Eğer öküz orada ölürse, kuyunun suyu artık içilemezdi. O zaman hepimiz kuyudan su içerdik. Ne yapmak lazımdı? Öküzün sahibi de hayvanına kıyamıyor bir şeyler yapmak için didiniyordu. O an:
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.
1
Jaksılık. Kazak Türkçesinde “iyilik” anlamına gelir.
2
Küçük Cüz (Kazakçası: Kişi jüz (Кіші жүз) / زٷج ٸشٸك)) veya Alşın ordası, Batı Kazakistan›ı kontrol eden 3 kabileden oluşur.
3
Jakay/Jake. "Jaksılık" adının kısaltılarak söylenişi.
4
Kolhoz. SSCB’de tarım sektöründe örgütlenen ‘kolektif tarımla’ uğraşan birlikler olarak tanımlanabilir.
5
Sovhoz. Sovyet Devrimi sonra, Kooperatif mülkiyetini gerçekleştiren kolhozların yanında devlet çiftlikleri olarak kuruldu.
6
Büyük Cüz (Kazakça: Ұлы жүз / Ulı jüz / زٷج ىلۇ) ya Uysun ordası, Güney ve Güneydoğu Kazakistan, Kuzeybatı Çin (Sincan) ve Özbekistan’ın bazı bölümlerini kapsar.
Приобретайте полный текст книги у нашего партнера: