
Biz Babasız Büyüdük
Yemekten sonra ev ödevlerimizi hazırlamaya başladık. Salima dikkatle o günkü ödev konusunu okudu. Fakat hiçbir şey anlamamıştım. O okurken ne kadar dikkatimi vermeye çalışsam da olmuyordu. Gözlerimi güzel yüzünden alamıyor, yavaşça hareket eden yanaklarını izliyordum. Okudukları bir kulağımdan girdi, ötekisinden çıkıverdi. Bir müddet sonra defteri bana verdi. Ben okumaya başladım. Yanı başımda dinliyordu. Sesimin tonunu ayarlayayım, bir yerlerde takılıp da hata yapmayayım diye o kadar telaşlanmıştım ki kendi sesimi duyuyor, fakat hiçbir şey anlamıyordum. Kalbimi, beynimi, bütün vücudumu alt üst eden bu duygu… Salima’nın yanında oturmam beni öyle rahatlatıyordu ki sonsuza kadar orada hiçbir şey yapmadan kalabilirdim. Fakat dersleri anlamadığım gibi bu duyguyu da anlamıyor, nasıl bir şey olduğuna mana veremiyordum.
Ertesi gün dersten iki aldım. Benim iki almam Salima’yı çok şaşırtmıştı. Hatta beni hafiften azarlamıştı bile. Ben hep beş alırdım. Şimdiye kadar sınıfın en iyisi olup da Salima’nın gözleri önünde iki almak çok zoruma gitmişti. “Tamam” dedim kendi kendime “Artık beni işe yaramaz tembelin teki olarak görecek.” Korktum. Onun gözünden düşmeyi asla istemezdim…
O gün de ev ödevlerimizi beraber yaptık. Yine hiçbir şey anlamayacağımdan korkup ilk başta onunla çalışmak istemedim. Fakat “Salima’nın yanında oturacaksın ya” diyen hislerim beni kendiliğinden alıp götürmüş, onlara direnememiştim. Kafamı alt üst edip dersleri anlamama engel olan duygum, artık iki taneydi: Salima’nın yanında oturmak benim için mutluluktu… Salima’nın yanında oturmak benim için sıkıntıydı…
Salima tekrar tekrar,
–Anladın mı? diye soruyor, “Dikkatle dinlesene…” diyor, garip garip yüzüme bakıyordu. Her seferinde “Anladım” der gibi kafamı sallıyordum, ama her “Anladın mı?” demesinde “Burada ne demek istiyor söylesene?” diye ödevin bir yerini tekrar okuyup soracağından korkuyor, tedirginlikten içim içimi yiyordu. Karma karışık duygular içerisinde “Fazla oturmadan bir an önce gideyim” diyordum, fakat bir taraftan da onun kalbini kırmadan müsait bir bahane uyduramadığım için öylece kalıyordum. Aslında şimdilerde düşünüyorum da gitmek de istemiyor, orada biraz daha kalmak, onu izlemek istiyordum.
İşte böyle, sınıfın en iyi öğrencisiyken öğretmenin gözünde tembelin teki olup çıkmam, Salima’yla ders çalışmaya başlamamdan sonra oldu. Ondan ayrıldıktan sonra eve gelip kendi başıma çalışmam da fayda etmiyordu. Her an onu düşünüyordum. Güzel yüzü aklımdan çıkmaz olmuştu. Coşkuyla çalkanan gönlüm bir türlü sakinleşmiyordu.
Sonraları onun evine gitmemeye başladım. Ertesi gün soracak olsa bahaneler uydurup kendimce onu başımdan savıyordum. Gerçek nedeni söyleyememiştim, o benim için kutsal, asla açılmaması gereken bir sırdı.
Bir gün, ben evdeyim. Annem dışarıda çamaşır yıkıyordu. Birden Salima’nın sesi duyuldu.
–Merhaba teyze, Alım evde mi?
–Evde, evde… Sen kimin kızısın bakayım, tattınakayım32.
–Abdıla’nın… Alım söylememiş miydi?
–Diğer mahalledeki mi?
–Evet
–Gel, durma orada, Alım’ın evde, gir.
Aklımın ucundan bile geçmezdi. Salima’nın sesini duyunca kapana kısılıp da kurtulmak için çırpınan fareler gibi ödüm koptu. Ayakkabılarımı buldum bulmasına, ama giyemeyerek yere tökezledim. Salima’nın beni büyükannesine anlattığını, “İkimiz çok iyi arkadaşız.” dediğini hatırlayıp, benim, onun hakkında anneme tek kelime etmememden olsa gerek, hırsızlık yaparken suç üstü yakalananlar gibi zor duruma düştüm. Aslında bu sırrımı -Salima’nın benim en iyi dostum olduğunu- anneme söyleyemezdim… İki üç defa eve çağırdığı halde “Geleceğim” deyip verdiğim sözde durmamamdan dolayı, Salima’nın önünde kendimi suçlu olarak görüyordum. Salima ise suçumu yüzüme vurup beni utandırmak için gelmiş gibiydi. Kapıdan pencereden fark etmezdi, eğer görünmeden kaçabileceğim bir boşluk bulabilseydim, sesini duyar duymaz evden kaçacaktım.
Fakat bir taraftan da uzun zamandan beri görmediğim bir arkadaşımı görmüş gibi sevindim… Annemin “Alım’ın” demesinin beni Salima’ya daha da yakınlaştırdığını hissettim. Ya annemin ona “Tattınakayım” demesi! Kendi kendime fısıltıyla “tattınakayım” diye tekrar edip mutlu oldum ve sonra nedense yeniden utanıverdim.
Evin içini, onların evi ile karşılaştırdığımı hatırlıyorum. Bizim evin duvarları badanası yapılmadığı için kir içindeydi. Üstüne üstlük, annem çamaşır yıkadığı için yüklüğü bozmuş, yatak yorgan ne varsa ortaya dökmüştü. Salima, bu hali görüp, nerede yaşadığımı öğrendiği zaman yüzünü buruşturacak diye nasıl da korkmuştum. Onunla tanıştığımızdan beri hiçbir konuda ondan eksik olmadığımı göstermek için elimden geleni yapar, onunla denkmişim gibi hiç açık vermezdim. Korktuğum başıma gelmişti. Şimdi içimde sakladığım bu gerçeği öğrenecek ve bana küsüp omzunu silkerek gidecekti.
Fakat, öyle bir şey olmadı…
Bizim bahçedeki ağacın gölgesine oturup, derse orada çalıştık. Bense her zamanki gibi çalıştığımız konudan da Salima’nın anlattıklarından da hiçbir şey anlamamıştım…
***Aslında aramızdaki ilişki sadece arkadaşlıktan ibaretti. Fakat bende arkadaşlığın üstüne, nedense bir türlü ne olduğunu anlayamadığım başka bir duygu vardı. Salima’nın dış görünüşünü tanıyordum, ama içinde neler olduğunu bilmiyordum. Belki de bu yüzden “Onun hakkında nasıl düşünüyorsam, ona karşı ne hissediyorsam, o da bana karşı aynı duygular içindedir.” diye düşünüyor ve bu düşündüklerime inanıyordum.
Sonraları başımızdan geçen bir olay dolayısıyla pek de doğru düşünmediğimi anlayacak ve bu düşüncelerime baştaki kadar körü körüne bağlanmayacaktım…
Kamçıbek, sadece kızlara karşı değil, bize karşı da kaba saba hareketleri olan vurdum duymazın tekiydi. Onun bu karakterine biz alışmıştık, fakat Salima’nın hoşuna gitmezdi. Bu halin hiç bozulmaması için “Daima Kamçıbek’i böyle kötü görsün” diye dua bile etmiştim. Çünkü Kamçıbek’ten korkardım. Salima’ya bir kötülüğü dokunacağından değil, onun gözünde iyi olacak olursa ikimizin arkadaşlığını bozacağından, Salima’yla arkadaş olacağından korkardım.
Bir gün tam da benim korktuğum gibi bir olay oldu. Erkenden okula gelmiştim. Sınıfta hiç kimse yoktu. Ben sınıfta tek başıma otururken Kamçıbek geldi.
–Hey, Alım! dedi, yerine oturup. Ekmek yer misin? Annem kaymakla yoğurup tatlı ekmek pişirdi.
Sınıfa girer girmez neden ağzından ilk çıkan kelimenin “Ekmek” olduğunu hemen anladım. Kamçıbek ev ödevlerini yapmadığı zamanlarda mutlaka birimizden birini böyle şeylerle kandırıp defterini alırdı. Bu âdeti aklıma gelmiş, içimden Kamçıbek’e kızmıştım.
–Yemem.
–Yemez misin?.. Tamam da… Ha, o zaman karnımız acıktığında gider gizlice yeriz olur mu? Eğer öyle yapmayacak olursak, bizimkiler de işe karışır bize ekmek filan kalmaz.
Hiç sesimi çıkarmadım: “…Yemiyoruz dedik ya, sanki ekmek soran varmış gibi, böyle yalanmasa da düzgünce isteyecek olsa vermeyeceğiz sanki defteri?…”
Kamçıbek, sanki çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi yanıma gelip oturdu. Ne söyleyeceği belliydi, defterimi isteyecekti. Sesimi çıkarmadan pencereden dışarıya bakmaya başladım.
–Alım, sen dünkü… Ev ödevini diyecektim… Yaptın mı?..
–Yaptım.
Aslında bu işte hiç de gönlümün olmadığını, oturuşumdan, sesimden, her hareketimden anlaması gerekiyordu. Hatta anlıyordu da, fakat işte, vurdum duymaz olunca, böyle şeylerin tesiri olmaz ki.
–Alım, şey… Biliyorsun, bazen boş vaktim olmuyor…
“Yapamadım, aklım yetmedi.” diyeceği yerde bahane aramasını, hele hele karşımda sırıtmasını görünce kan beynime çıktı. Sabredemeyerek,
–Vermiyorum, defterimi sana vermiyorum, dedim, Kamçıbek’ten yüzümü çevirdim.
Kamçıbek şaşırmıştı.
–Yahu, ne oluyorsun!… Kızma, senden defter isteyen yok, deyip sözü çevirmeye çalıştıysa da uygun bir şeyler bulamadığından olsa gerek homurdanarak yanımdan kalktı.
İkimiz de ses çıkarmadan sınıfta oturuyorduk. Kamçı-bek ne yapacağını şaşırmış bir halde oturduğu yerde duramıyor, sıkıntıyla sağına soluna bakınıyordu. Bu sıkıntılı halini görüp “Defteri versem mi?” diye aklıma gelmedi değil. Fakat adabı ile istemeyip de her zamanki alışkanlığı ile çocuk kandırır gibi davranmasına çok sinirlenmiştim. Yüzünün aldığı acınası hale rağmen yumuşamadım. Diğer çocukların bir an önce gelmesini bekledim.
Ders saati yaklaştıkça sınıf da dolmaya başlamıştı. Kamçıbek’le boş sınıfta yalnız kalmaktan kurtulduğum için rahatlamıştım. O da rahatlamış olacak ki “Acaba kimin defterini istesem?” der gibi bir yüz ifadesiyle etrafına bakınıyordu. Kafasında bir şeyler tasarladığı her halinden belli oluyordu. Arada bir benden tarafa doğru da bakıyor, gözlerini kırpıyordu. Ben ilgilenmiyormuş gibi yaptım. Salima dışarıya çıktığında Kamçıbek’in onun defterini gizlice aldığını gördüm. Salima’ya söylesem mi diye düşünüp sonra vazgeçtim. Nasıl olsa Salima defterinin olmadığını anlayacak, bir şekilde Kamçıbek’in suçu ortaya çıkacaktı. Hem böylelikle Salima ile Kamçıbek’in arası daha da açılacaktı. Bu fikir hoşuma gitmişti.
Fakat olaylar hiç de benim beklediğim gibi gelişmedi.
Kamçıbek ev ödevini kendi defterine geçirmiş, habersizce aldığı defteri Salima’ya fark ettirmeden yerine koymak istemişti. Uzun zaman Salima’yı bekledi. Fakat Salima sıradan bir türlü kalkmıyor, dışarıya çıkmıyordu. Bunun üzerine defterini arkasına saklayıp her zamanki garip yürüyüşle Salima’nın önüne geldi ve sırıtmaya başladı.
–Salima, acaba ben sana bir şey göstersem mi?… Fakat müjdemi isterim. Bana ne vereceksin?
–Anlamadım, nedir o göstereceğin?
–Bir şey işte… Senin.
–Göstersene?.. Salima Kamçıbek’in ne göstermek istediğini, hangi eşyasının kaybolduğunu anlayamamış, merak içinde kalmıştı. –Neyim kayboldu ki acaba?
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.
1
B. Rıspayev. vd., Pisateli Sovetskogo Kirgizstana, Frunze: Adabiyat, 1989, s. 208.
2
“Ece” kelimesi Kırgızcada “abla” manasına gelmekle beraber hitab edilen bayanın yaşına göre saygı unsuru da ifade etmektedir. Bu yazıda “ece” kelimesi kullanılırken “teyze” vb. saygı unsuru kast edilmektedir.
3
“Ayıldaştın Sözü”, Kırgızstan Madaniyatı, No. 49, 8 Aralık, 1988.
4
Salican Cigitov hakkında daha fazla bilgi için bkz.: Salican Cigitov ve Dünyası, 272 s., Haz.: Dr. Orhan Söylemez ve Kemal Göz, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi, Bişkek 2006,
5
Prof. Dr. Salican Cigitov’un Aşım Cakıpbekov’u konu alan hatıralarının el yazması metinleri arşivimizde saklı bulunmaktadır. Bundan sonra Salican Cigitov “Hatıralar” şeklinde kullanılacaktır.
6
Yapılan araştırmada Cakıpbekov’un Türkiye Türkçesini bilmediği sonucuna ulaştık. Yazar, büyük bir ihtimalle bu eseri Rusçadan çevirmiştir.
7
Tölön Nasridinov, “Asılın asılı Aşıkem,” Kırgız Tuusu, 24 Aralık 1996.
8
B. Rıspayev. vd., Pisateli Sovetskogo Kirgizstana, Frunze: Adabiyat, 1989, s. 208.
9
Bu konuyla alâkalı Prof. Dr. Keneş Cusupov ve Bişkek Times gazetesi yazı işleri müdürü, şair ve yazar Nuralı Gaparov ile yapmış olduğumuz görüşmelerin bant kayıtları arşivimizde saklıdır.
10
Aşım Cakıpbekov’un bahsini ettiği eleştirmen muhtemelen ünlü edebiyat araştırmacısı Kambaralı Bobulov’dur.
11
B. Rıspayev. vd., Pisateli Sovetskogo Kirgizstana, Frunze: Adabiyat, 1989, s. 208.
12
Talas Ansiklopedisi, “Aşım Cakıpbekov” maddesi, s. 205.
13
Aşım Cakıpbekov, “Ayıldaştın sözü”, Kırgızstan Madaniyatı, 8 Aralık 1988, No 49, s. 6.
14
Dişi Kurdun Rüyaları’nın ilk iki bölümünü Aşım Cakıpbekov, III. Bölüm’ünü ise Aman Toktogulov çevirmiştir. “Adabiy tarıhka akıykat kep kalsın”, Kırgızstan Madaniyatı, 18 Ağustos 1993.
15
“Adabiyatımızın Aygaşkasıday ele”, Kırgız Tuusu, 10 Haziran, 1994, No 39.
16
“Adabiy tarıhka akıykat kep kalsın”, Kırgızstan Madaniyatı, 18 Ağustos 1993.
17
C. Aytmatov, Çıgarmalar Cıynagı, Frunze: Adabiyat, 1982.
18
“Adabiy tarıhka akıykat kep kalsın”, Kırgızstan Madaniyatı, 18 Ağustos 1993.
19
A. Akmataliev, Cengiz Aytmatov’un Dünyası, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara: 1988, s. 86-87, Akt: Ahmet Güngör.
20
B. Usubaliev, “Aşım Bayke… Aşım Bayke…”, Kırgız Ruhu, 17 Kasım 1995, No 33.
21
“Adabiy tarıhka akıykat kep kalsın”, Kırgızstan Madaniyatı, 18 Ağustos 1993.
22
Kükün Iraspaeva ile yapmış olduğumuz görüşmenin bant kayıtları arşivimizde saklıdır.
23
Bu yazının kaleme alındığı tarihte 1 Amerikan Doları 42 Somdu.
24
Gülsayra Momunova’nın “Aşımga” adını taşıyan şiirinin nakaratı kast edilmektedir. Buraya şiirin ilk kıtasını almayı uygun bulduk. Canınga turgan şam cagıp, Can boorun eken cakşı adam, Köngülgö turgan gül tagıp, küyörüng eken cakşı adam… (Cakşı Adam: İyi adam, iyi yürekli insan manasına gelmektedir.) M. Gulsayra, “Aşımga”, Kırgız Tuusu, 4 Haziran 1996.
25
Salican Cigitov, “Çıngız kantip çıgıp kaldı”, Keçeekinin Sabaktarı Azırkının Talaptarı, Bişkek: Adabiyat, 1991.
26
Aygaşka ve Kılıçbek’in gerçekte yaşamış oluğunu Cakıpbekov’un kısa süre önce hayata veda eden eşinden öğrenmiş bulunuyoruz. Kükün Ece’nin anlattığına göre Şeker köyünde bütün merakı at terbiyeciliği olan ünlü bir seyisin namı Kazakistan’a kadar yayılan koşucu bir atı varmış. Bu atın ünü o kadar büyükmüş ki bölgenin kolhoz müdürü atı zorla sahibinin elinden almış ve kendisi binmiş. Salican Cigitov da hayatta iken hararetle Aytmatov’un Gülsarı adlı romanının iskeletini Cakıpbekov’un “Aygaşka” adlı eserinden aldığını savunmuştur.
27
Frunze: Şimdiki bağımsız Kırgızistan Cumhuriyeti’nin başkenti Bişkek’in Sovyetler Birliği dönemindeki adı.
28
Salican Cigitov’un konuya dair kaleme almış olduğu el yazması hatıraları arşivimizde saklıdır.
29
Moran, Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul: İletişim Yayınları, 1999. s. 132.
30
kavut:
31
Mıkçıma: Sıcak ekmeği ufalamak ve tere yağ ile karıştırarak sıkmak suretiyle yapılan bir çeşit yemek. (Akt)
32
tattınakayım:
Приобретайте полный текст книги у нашего партнера: